366. Sahife

    Nüzul SırasıCüzSayfaSure
    47 19366Şuara(26)

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

١

طسم

(1) ta sin mim
ta – sinmim

٢

تِلْكَ ايَاتُ الْكِتَابِ الْمُبينِ

(2) tilke ayatül kitabil mübin
Bunlar ayetleridir açıklanan kitabın

1. tilke : bu (bunlar)
2. âyâtu : âyetler
3. el kitâbi : kitap
4. el mubîni : apaçık

٣

لَعَلَّكَ بَاخِعٌ نَفْسَكَ اَلَّا يَكُونُوا مُؤْمِنينَ

(3) lealleke bahiun nefseke ella yekunu mü’minin
Neredeyse sen nefsine kıyacaksın iman etmediklerinden dolayı

1. lealle-ke : böylece sen
2. bâhıun : üzüntüden kendini helâk eden kimse
3. nefse-ke : senin nefsin, sen kendin
4. ellâ yekûnû : (onların) olmaması
5. mu’minîne : mü’minler

٤

اِنْ نَشَاْ نُنَزِّلْ عَلَيْهِمْ مِنَ السَّمَاءِ ايَةً فَظَلَّتْ اَعْنَاقُهُمْ لَهَا خَاضِعينَ

(4) in neşe’ nünezzil aleyhim mines semai ayeten fe zallet a’nakuhüm leha hadiiyn
Eğer dilersek onların üzerine indiririz de semadan bir mucize onların boyunları hemen ona eğilmiş kalırdı

1. in : eğer, ise
2. neşe’ : dileriz
3. nunezzil : indiririz
4. aleyhim : onların üzerine, onlara
5. min es semâi : semadan, gökten
6. âyeten : bir âyet (mucize)
7. fe : böylece, artık
8. zallet : gölge yaptı, gölgeledi
9. a’nâku-hum : onların boyunları
10. lehâ : ona
11. hâdıîne : boyun eğenler, itaat edenler

٥

وَمَا يَاْتيهِمْ مِنْ ذِكْرٍ مِنَ الرَّحْمنِ مُحْدَثٍ اِلَّا كَانُوا عَنْهُ مُعْرِضينَ

(5) ve ma ye’tihim min zikrim miner rahmani muhdesin illa kanu anhü mu’ridiyn
Bir öğüt gelmiş olmasın rahmandan onlara, oldular ondan yüz çevirenler

1. ve mâ ye’tî-him : ve onlara gelmez
2. min zikrin : (zikirden) bir zikir
3. min er rahmâni : Rahmân’dan
4. muhdesin : yeni
5. illâ : ancak, sadece
6. kânû : oldular
7. an-hu : ondan
8. mu’ridîne : yüz çevirenler

٦

فَقَدْ كَذَّبُوا فَسَيَاْتيهِمْ اَنْبؤُا مَاكَانُوا بِه يَسْتَهْزِؤُنَ

(6) fe kad kezzebu fe seye’tihim embaü ma kanu bihi yestehziun
Gerçekten yalanladılar artık onlara haberi gelecek kendisiyle alay etmekte oldukları şeylerin

1. fe : böylece
2. kad : olmuştu
3. kezzebû : yalanladılar
4. fe : böylece, bundan sonra, fakat
5. seye’tî-him : onlara gelecek
6. enbâu (nebe) : haberler (haber)
7. : şey
8. kânû : oldular
9. bihî : onunla
10. yestehziûne : alay ederler

٧

اَوَلَمْ يَرَوْا اِلَى الْاَرْضِ كَمْ اَنْبَتْنَا فيهَا مِنْ كُلِّ زَوْجٍ كَريمٍ

(7) e ve lem yerav ilel erdi kem embetna fiha min külli zevcin kerim
Bakmıyorlar mı? Yeryüzüne biz orada her çeşit nebattan nice güzel çiftler bitirdik

1. e ve lem yerev ilâ : ve görmüyorlar mı, görmediler mi
2. el ardı : yeryüzü
3. kem : kaç, nice
4. enbetnâ : yetiştirdik
5. fî-ha : orada
6. min kulli : hepsinden
7. zevcin : çift
8. kerîmin : kerim, bol, çok çeşit, çeşit çeşit

٨

اِنَّ فى ذلِكَ لَايَةً وَمَا كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُؤْمِنينَ

(8) inne fi zalike le ayeh ve ma kane ekseruhüm mü’minin
Gerçekten bunda ibret vardır onların çoğu mü’min değillerdir

1. inne : muhakkak
2. fî zâlike : bunda
3. le : elbette, gerçekten
4. âyeten : âyet
5. ve mâ kâne : ve olmadı
6. ekseru-hum : onların çoğu
7. mu’minîne : mü’minler

٩

وَاِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَزيزُ الرَّحيمُ

(9) ve inne rabbeke le hüvel azizür rahiym
Şüphesiz senin Rabbin o, güçlü merhamet sahibidir

1. ve inne : ve muhakkak
2. rabbe-ke : senin Rabbin
3. le : elbette, mutlaka
4. huve : o
5. el azîzu : azîz, yüce
6. er rahîme : rahîm, rahmet nuru gönderen

١٠

وَاِذْ نَادى رَبُّكَ مُوسى اَنِ اءْتِ الْقَوْمَ الظَّالِمينَ

(10) ve iz nada rabbüke musa eni’til kavmez zalimin
O zaman nida etti Rabbin musa’ya o zalimler topluğuna git

1. ve iz nâdâ : ve seslenmişti
2. rabbu-ke : senin Rabbin
3. mûsâ : Musa
4. en i’ti : gitmesi
5. el kavme : kavim
6. ez zâlimîne : zalimler

١١

قَوْمَ فِرْعَوْنَ اَلَا يَتَّقُونَ

(11) kavme fir’avn e la yettekun
Firavun kavmine sakınmayacaklar mı?

1. kavme : kavim
2. fir’avne : firavun
3. e : mi
4. lâ yettekûne : takva sahibi olmuyorlar

١٢

قَالَ رَبِّ اِنّى اَخَافُ اَنْ يُكَذِّبُونِ

(12) kale rabbi inni ehafü ey yükezzibun
(Musa) ey Rabbim! dedi gerçekten ben korkuyorum yalanlamaların dan

1. kâle : dedi
2. rabbi : Rabbim
3. innî : muhakkak ki ben
4. ehâfu : korkuyorum
5. en yukezzibû-ni : beni yalanlamaları

١٣

وَيَضيقُ صَدْرى وَلَا يَنْطَلِقُ لِسَانى فَاَرْسِلْ اِلى هرُونَ

(13) ve yediyku sadri ve la yentaliku lisani fe ersil ila harun
Benin göğsüm daralır dilim konuşamaz olur onun için harun’u da gönder

1. ve yadîku : ve daralıyor
2. sadr-î : benim göğsüm
3. ve lâ yentaliku : ve dönmüyor
4. lisân-î : benim dilim
5. fe : böylece, bu nedenle
6. ersil : gönder
7. ilâ hârûne : Harun’a

١٤

وَلَهُمْ عَلَىَّ ذَنْبٌ فَاَخَافُ اَنْ يَقْتُلُونِ

(14) ve le hüm aleyye zembün fe ehafü ey yaktülun
Onların benim üzerimde suçlaması (var) bundan dolayı korkarım beni öldürürler

1. ve lehum : ve onlar için, onlar
2. aleyye : bana, benim üzerime
3. zenbun : suç, günah
4. fe : artık, böylece
5. ehâfu : korkuyorum
6. en yaktulû-ni : beni öldürmelerinden

١٥

قَالَ كَلَّا فَاذْهَبَا بِايَاتِنَا اِنَّا مَعَكُمْ مُسْتَمِعُونَ

(15) kale kella fezheba bi ayatina inna meaküm müstemiun
Dedi hayır! ikinizde hemen gidiniz mucizelerimle muhakkak biz sizinle beraber dinliyoruz

1. kâle : dedi
2. kellâ : hayır
3. fe ezhebâ : haydi ikiniz gidin
4. bi : ile
5. âyâti-nâ : âyetlerimiz
6. innâ : muhakkakki biz
7. mea-kum : sizinle beraber
8. mustemiûne : işitenler

١٦

فَاْتِيَا فِرْعَوْنَ فَقُولَا اِنَّا رَسُولُ رَبِّ الْعَالَمينَ

(16) fe’tiya fir’avne fe kula inna rasulü rabbil alemin
Haydi firavun’a gidiniz ve deyiniz ki gerçekten biz resul(leriyiz) alemlerin Rabbinin

1. fe’tiyâ (fe i’tiyâ) : artık (ikiniz) gidin
2. fir’avne : firavun
3. fe : böylece, ve de
4. kûlâ : deyin
5. innâ : muhakkak ki biz
6. resûlu : resûl, elçi
7. rabbi el âlemîne : âlemlerin Rabbi

١٧

اَنْ اَرْسِلْ مَعَنَا بَنى اِسْرَاءلَ

(17) en ersil meana beni israiyl
Bizimle beraber gönder israil oğullarını

1. en ersil : göndermesi
2. mea-nâ : bizimle beraber
3. benî isrâîle : İsrailoğulları

١٨

قَالَ اَلَمْ نُرَبِّكَ فينَا وَليدًا وَلَبِثْتَ فينَا مِنْ عُمُرِكَ سِنينَ

(18) kale e lem nürabbike fina velidev ve lebiste fina min umürike sinin
(Firavun) dedi seni büyütmedik mi? içimizde sen yeni doğmuşken içimizde kalmadın (mı?) ömrümden yıllarca

1. kâle : dedi
2. e : mi
3. lem nurabbi-ke : senin Rabbin (himaye edip yetiştiren) olmadık
4. fî-nâ : içimizde, aramızda
5. velîden : çocuk olarak, çocukken
6. ve lebiste : ve sen kaldın
7. fî-nâ : içimizde, aramızda
8. min umuri-ke : senin ömründen
9. sinîne : seneler, yıllar

١٩

وَفَعَلْتَ فَعْلَتَكَ الَّتى فَعَلْتَ وَاَنْتَ مِنَ الْكَافِرينَ

(19) ve fealte fa’letekelleti fealte ve ente minel kafirin
ve sen o yapacağın işi de yaptın ve sen nankörlerdensin! (dedi)

1. ve fealte : ve sen yaptın
2. fa’lete-ke : senin işin
3. elletî : ki o
4. fealte : sen yaptın
5. ve ente : ve sen
6. min el kâfirîne : kâfirlerden, inkâr edenlerden